| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Çeşitli / ADLİN

Emiş Abla Bursa'nın köylerindendi. Aşçı Mustafa ise Araçlıydı. Mutfağın yanındaki odada hep Bursa'dan ya da Araç'tan konuklar olurdu.

Emiş Ablanın köylüleri İstanbul'a geldikleri zaman halamın köşkünü otel gibi kullanırlardı.

Emiş Abla onları içeri getirip,
"Hanımcığım, köyden hemşerilerim," diye el etek öptürür, "iznin olursa bir iki gün bizimle kalacaklar," derdi. Konuşmayı uzatmaktan kaçınan ayıpsavar ilgilenmeler, gülümsemelerle her zaman olumlu olurdu yanıt. Halam bu törenden sonra mutlaka ellerini kolonyalar, sonra da üstlerine yeniden pembe pudra sürerdi. Yatma zamanı gelince Emiş Abla kızını, Aşçı Mustafa'yı, gelen konukların gençlerini kullanarak, yükten şilteleri indirtip erkeklere mutfağın yanındaki odada, kadınlara alt katın girişinde yer yatakları serdirirdi.

Merdiven altından mutfağa açılan ara kapı kilitlenince, çalışanların bölümü köşkten bütünüyle ayrılırdı. Bu bölümde mutfakla ortasında uzun bir yemek masası bulunan geniş oturma odasından başka, aşçının yatak odası, bir de ayakyolu vardı. Ahmet Ağanın odası ise dışarda yüksek bahçe duvarına yaslı uzun ek yapıda ahırla çamaşırlığın arasındaydı. Oradaki iki odadan biri bahçıvan, biri de herhalde inekçi için düşünülmüştü. Ama ahırda yaşlı tıknefes bir midilliden başka hayvan yoktu. Onu da bir gün yan sokaktaki servis kapısının dışına bağlı olarak bulmuşlardı. Halamın bahçesine her zaman kedi köpek atarlardı, ama daha önce hiç böyle kapısına at bağlanmamıştı. Ahmet Ağa, "Ben veririm otunu suyunu," deyince alıp koymuşlardı yaşlı tıknefes midilliyi boş duran ahıra.

"Dede, niye kapıya bağlamışlar midilliyi?"
"Duvarın üstünden atamadıkları için, oğlum!"
"Niye atsınlar duvarın üstünden?"
"Artık işe yaramıyor demek..."
"Sevmiyorlar mı?"
"Yok, seviyorlar ki öldürmemişler. Halana getirmişler, o nasıl olsa bakar diye..."
"Niye öldürüyorlar?"
"İşe yaramazsa öldürürler... Boşuna beslememek için..."
"Halam acır mı?"
"Halan acır..."

Çamaşırlığın beri yanında ise, büyük deposundaki sıcak suyu çamaşırlıktan altına sürülüp yakılan odunlarla ısıtılan iki kurnalı bir hamam yer alıyordu. Çalışanlar burada yıkanırlardı. Köşkü, ek yapıyı, bahçe düzenlemesini halamın kocası Vedat Enişte en ince ayrıntılarına kadar düşünüp çizerek kendi yaptırmıştı. Meraklı, yeniliklere düşkün, girişimci bir insandı. Osmanlı ordusunda miralay rütbesinde bir topçu subayıyken savaşta sakatlanıp emekliye ayrılan bir makine mühendisiydi. Aşçı Mustafa'nın konukları, Emiş Ablanınkiler gibi arada bir değil, her gün gelirlerdi. Akşamları hemşerilerinden biri ya da birkaçı mutlaka uğrar, yemek yer, çamaşır yıkar, sıcak su varsa hamama girerdi. Servis kapısından gelip gittikleri için onları öndekilerin görmesi olanaksızdı. Emiş Abla ile kızı ne kadarını anlatırlarsa halam o kadarını bilirdi.

Devamı