| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Anlatı / SANA DELİLER GİBİ

   Altan benim Selma'ya gösterdiğim ilginin sakıncalı boyutlara geldiği görüşündeydi.
   "Ne oluyor, oğlum, sen böyle... Hani kızların biri gider, biri gelirdi..."
   Biz bekârlar hep öyle derdik. Kızların biri gider, biri gelirdi. Evlenmeyi filan kesinlikle düşünmezdik.
   Hele o günlerde...
   Seval ile Güler'in sonsuz olanakları içinde inanılmaz bir serüven yaşadıktan sonra...

   Altan Almanya'da büyümüştü, alışıktı kızlarla birlikte olmaya. Ben Beşiktaş'ta orta halli ailelerin oturduğu bir semtin çocuğuydum. Profesyonel futbolcu olup da kendimi böyle bambaşka bir ortamda, kızlarla ilişkiler açısından inanılmaz kolaylıklar içinde bulunca nerdeyse dengem bozulmuştu.
   "Sende anlayamadığım bir şey var," derdi Altan. "Arkadaşlık ettiğin her kıza, bununla evlenilir mi diye tartarak bakıyorsun."
   Ailemdeki insanların bakışı...
   Bir kadın erkek arkadaşlığından söz edildi mi, yalnız kadına değil, erkeğe de, bununla evlenilir mi diye bakılırdı benim çevremde. Bir kızla erkeğin arkadaşlığı ille evlenmeyle son bulmalıydı.
   Gönül eğlendirmekten öte bir kaygısı olmayanların yaşadığı bir ortama böyle bir anlayışla gelince ne kadar uyum sağlanmaya çalışılsa da bazı şeyleri anlamak güçleşiyordu.

   "Şimdi bu kızlar, bu oğlanları tavlayıp onlarla evlenmeyi düşünmüyorlar mı?" diye sorardım.    "Hayır," derdi Altan. "Aralarında bunu özleyenler olabilir. Âşıktır. Ya da varlıklı bir aileye kapılanmak istiyordur. Ama bu iki yönlü de söz konusu. Oğlanlar da kızlara öyle yaklaşabilirler."
   Birlikte gezdiği, hatta aynı evde birlikte yaşadığı erkek arkadaşıyla evlenmeye yanaşmayan kızlar vardı.
   Altan bunu çok doğal karşılıyordu.
   "Âşık değildir. Birlikte yaşayacak bir erkek arkadaşım olsun diye onu seçmiştir, bir gün ayrılmayı düşünüyordur. Karşısına âşık olabileceği biri çıkabilir. Ya da bir başkasıyla birlikte yaşamayı dener."
   "Dener..." diye dudak büküyordum.
   "Ya da âşık olursa, beğenmediği yanı filan kalmaz, komadan çıkana kadar göklerde uçar..."

   Ben Beşiktaş'ta doğup büyümüştüm.
   Babam P.T.T.'de memurdu, ailesinin Yozgat'ta olduğunu söylerdi.
   Tanıdığım akrabalarım hep annemin ailesindendi.
   Annem Bursa'lıydı.
   Öğrencilerini kendi çocukları gibi seven bir ilkokul öğretmeni... Babası o çok küçükken gelip yerleşmiş Beşiktaş'a.
   Dedemin havlucu dükkânı vardı. Babamı içgüveysi almış, P.T.T.'deki işe de o sokmuştu.
   Aynı mahallede bir ev tutup ayrıldığımızda, benden üç yaş küçük kız kardeşim daha bebekti. İki yıl sonra bir kız daha doğdu, üç kardeş olduk.
   Annem erken öldü. Başarılı geçti denen bir ameliyat sonrası damarında tıkanma oldu.
   Bir yıl kadar dedemle nenem baktılar bize, sonra mahalleden dul bir kadın bulup yeniden evlendirdiler babamı. Kendi oğulları gibi...
   Kardeşlerim Seher ile Ayşe ilkokuldaydılar. Ben ortaokula gidiyor, Beşiktaş'ın altyapısında da futbol öğreniyordum.
   Babam götürüp kendi yazdırmıştı beni futbol okuluna. Spor için değil, köşeyi dönmem için...
   "Futbolcunun en kötüsü bile en yüksek memurdan daha iyi para kazanıyor," derdi. "Transferi, primi, reklamı falan, kafanı kullanırsan köşeyi dönersin..."

   Altan da Almanya'da altyapıdan yetişmiş, A takımında bir yıl denendikten sonra, daha çok maç yapması için İstanbul'a kiralık gönderilmişti.
Benden üç yaş küçüktü.
   Onun bugün yaşadıklarını ben daha önce yaşamış, üstelik de doğru dürüst izlenmeden elden çıkarılmıştım.
   A takımı kadrosunda tutulduğum süre beş ayı geçmemişti. Sakatlıklarda filan birkaç kez kulübede yer almış, ama hiç oynatılmamıştım. Yabancı golcüler vardı takımda. Onlarla yarışmam olanaksızdı...
   Ligin ortasında kiralık olarak Anadolu'ya gönderilmiştim. Oynaman, maç yapman için filan derken, altı ay sonra aynı takıma, bu kez bonservisimi satmışlardı.
   "Senin için daha iyi, aslanım, zamanı gelince iyi bir transfer yaparak geri dönersin."
   İnanmadan söylenmiş bir söz, bir sırt sıvazlamaydı, ama gerçekleşti. İki buçuk yıl Anadolu'da oynayıp gol krallığını zorlayan bir golcü olduktan, bu arada genç milli takıma seçildikten sonra iki kulüp arasında çekişmeye yol açan bir transferle döndüm İstanbul'a.
   Arada bir oynamaya...
Kadroda dört golcü vardı. Biri yabancı. Genelde iki, ama bazı maçlarda yalnız bir golcü yer alıyordu takımda.

Devamı