| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Günce / ÖLÜNCEYE KADAR

6 Haziran

   Sekiz gün iyi dayandım. Son üç gece hiç uyuyamadım. Yüzümdeki oksijen maskesini hem doğru dürüst takamıyor, hem de tepedeki makine alarm verdikçe orasından burasından çekiştiriyorlardı. Maske gerilip yüzüme gömüldükçe burnumun üstü, dudaklarım eziliyordu. Bayağı acı çekiyordum. Ezilen yerler şişiyor, şiştikçe acısı artıyordu. Bir gece sabaha kadar inledim.
   "Dayanamıyorum, biraz gevşetin!" diye sesleniyordum, ama aldıran olmuyordu.
   İlgi istediğimi söylüyorlardı.
   "Hiçbir şeyi yok. Aslında canı da yanmıyor, ilgi istiyor!" mu demek bu?
   Ucunda aşağılama, horlama, azarlama olan bir ilgiyi ne yapayım!
   Düpedüz canım yanıyordu!
   Maskeyi önüne gelen sağa sola çekince, ertesi gün yana kaymış, şiş bir burun, kabarmış dudaklar çıktı altından. Burnumun üstündeki deriler de soyulmuştu. Bunun nasıl olduğunu anlamış değilim. Kopartıp aldılar derileri, üstü kabuk tuttu. Şu satırları yazarken bile burnumda derin bir kabuk var.
   Doktorlar ise bambaşka bir havadaydılar. Bir gün biri kollarımın bağlı olduğunu görünce, şaşkınlığını belirten bakışlarla servisin başı olan doktora,
   "Nedir bu hastaya bu yüklenme?" gibi bir soru sordu.
   "Bilmem," dedi adam. Bilmiyordu gerçekten. Onun bir sürü işi vardı. Hastabakıcı kızlardı beni bağlayan.
   Bağlanmaktan böyle kurtuldum.
   Aslında hastanedeki maske eskimişti. Birçok sorun o yüzden çıkıyordu. Maskeye oksijen getiren boru takıldığı yerden kurtulup düşüyordu. Plasterlerle tutturmaya çalışıyorlar, biraz sonra gene düşüyordu.
   "Karıştırma şunu! Bir dakika durmuyorsun!"
   Düşmesin diye, saatlerce borunun ek yerini iki parmağımla tutuyordum.
   Ne var bunları anlatacak!
   Hepsi geçti gitti...

   Doyumsuz, çılgın, deli kızlar, işlerini sevmeyen, bir an önce kurtulmak isteyen, ne yapacağını bilemeyen genç insanlar...
   Sonu gelmez bir gevezelik... Yerli yersiz ağzına geleni söyleme... Gençlik örgütlerinden kalma sözler... Arkadaş dayanışması, aile dayanışması... Her türlü rüzgâr esiyor çevremde...
   Ortada ise hiç kapalı kalmayan bir telefon.
7 Haziran
   Evet, yoğun bakımın tam ortasındaki o telefon hiç boş kalmadı. Ya içerden dışarı, ya dışarıdan içeri. Hastabakıcılar, hademeler... Biri bırakıp biri alıyor.
   Herkesin özel yaşamından bir şeyler öğreniyorsunuz. Köydeki durumlara kadar.
   Biri gelip öbürünün konuşmasını kesiyor.
   "Bir telefon edeceğim. Sen sonra gene konuşursun!" diyor.
   Kavgalar da ediliyor telefonla.
   İkide bir deliler gibi bağıran, karşılığını almadan birine saldıran, ağır sözler söyleyen iki hastabakıcı kız var.
   Durumu tam çözemiyorum, ama sanırım bu kızlar bölümün başkanı ya da yönetmeni olan doktorun kız kardeşleri.
   Her şeyi göze almış, ağabeyleriyle kavga ediyorlar.
   Adamın sesi hiç duyulmuyor.
   Bunlar gidip geliyorlar, şöyle dedim, böyle dedim diye.
   Cıyak cıyak.
   Sorun nedir? Anlayamıyorum. Yengelerini mi kıskanıyorlar, ya da adamın ele avuca sığmaz bir kızı var da, onu mu? Otomobil alırım demiş de, almamış mı?
   Telefon çalıyor.
   Adam evinden çılgın kız kardeşlerine bir şeyler söylemek istiyor sanırım. Yatıştırmak istiyor onları. Ama telefonun bu ucu yatışacak gibi değil.
   "Sen aptalsın, dünyanın en aptal insanısın."
   Düpedüz gidiyor bu uçtaki kız. Ağzına geleni söyleyip çat kapatıyor telefonu, sonra içeri giderek yüksek sesle bir de kardeşine anlatıyor ağabeysine neler dediğini.
   "Ne yüzle arıyor!"
   Telefon gene çalıyor. Bu kez öbürü gidip açıyor.
   "Aptal, salak," diye bağırıp çarparak kapatıyor telefonu.
   İşte böyle bir telefon... Yoğun bakımın tam ortasında elden ele dolaşan akıl almaz bir iletişim aracı...
   "Şu pencereyi kapatır mısınız?"
   Pencere açık. Tam üstüme esiyor. Gene ilgi mi aradım!

   Bir gece de hademelerle yöneticiler arasında bir gerginlik oldu. Geceye doğru istediğim sürgüyü sabaha doğru getirtebildim. Neyseki yalnız gazmış beni tedirgin eden.
Devamı