| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi / DADALOĞLU

   Yaşlılığında söylediği şu dörtlükten de onun bir ozan olarak Avşarlarca savaşların dışında tutulduğu anlamı çıkartılır :

Yara yara bir kavgaya girmedik
Sağa sola kılıçları vurmadık
At üstünde döğüşerek ölmedik
Ok değmeden gözlerimiz kör oldu

Avşarlar
   Orta Asya'da Göktürklerle birlikte yaşarken ortaçağ boyunca değişik nedenlerle çeşitli yönlere yayılan Oğuzların 24 boyundan biridir Avşarlar.
   Söylenceye göre, Oğuz Kağan'ın Gök Han, Dağ Han, Deniz Han adlı üç oğluna bağlı boylar, Üçoklar kolunu; Gün Han, Ay Han, Yıldız Han adlı üç oğluna bağlı boylar Bozoklar kolunu oluştururlar.
   Bozokların Yıldız Han Oğullarından gelen Avşarlar, Oğuzların en kalabalık boylarındandır. Çok savaşçı oldukları, göçtükleri topraklarda yaşayanları tedirgin ettikleri, eski düzenleri yıkıp yeni düzenler kurdukları bilinir.
   Malazgirt Savaşı'nı (1071) izleyen yıllarda Anadolu'ya giren Avşarları, Anadolu Selçuklu Devleti, küçük topluluklara ayırarak uç bölgelere yerleştirmiş, böylece bir tehlike olmaktan uzak tutmaya çalışmıştı.
   Gene de Karamanoğullarının devlet kurmalarına onların yardım ettikleri, hatta Karamanlı soyunun Avşar kökenli olduğu söylenir.
   Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğollara yenilmesi üzerine, XIII. yüzyıl sonlarında bir devlet kuran Osmanlılar da, Bozokların Gün Han Oğullarından gelen Kayı oymağındandılar.
   Müslümanlığı benimseyen Oğuzlara Anadolu'da Türkmenler deniliyordu.
   Osmanlı İmparatorluğu'na sorunlar yaratan Avşarlar ise, XIII. yüzyılda ikinci bir göç dalgasıyla İran üzerinden gelerek Halep, Adana, Niğde, Kayseri, Sivas, Malatya, Maraş yörelerinde konar göçer yaşamlarını sürdürmeye koyulan Türkmen boylarının en çetinlerinden biriydi. Aynı topraklarda başka göçebe boylar da olduğundan sürekli birbirleriyle dalaşıyorlardı.
   Gerçi Anadolu'ya gelen Türkmenlerin yerleşik düzene geçmeleri daha Selçuklular döneminde başlamıştı, ama konar göçerliği sürdürmekte direnenlerle bir türlü baş edilemiyordu.
   Bunlar yaylakları, kışlakları paylaşamamak bir yana, insan olmanın doğurduğu türlü nedenlerle de kendi aralarında anlaşmazlıklara düşüyor, daha kötüsü de, bir yerden bir yere göçerlerken, köylülerin hayvanlarını çalıyor, ekili topraklara sürülerini sokuyor, dağlarda kervanları soyuyorlardı.
   Gerçi Osmanlılarla çok iyi geçinen, orduya asker veren, paşalık sanı alan aşiret beyleri de az değildi, ama ne zaman nerede olacakları bilinmeyen, tam anlamıyla başlarına buyruk yaşayan bu savaşçı insanları bir denetime almak olanaksızdı.
   Osmanlılar onlara belli bir yerde yaşamaları, toprağa bağlanmaları için sürekli baskı yapıyorlardı. Fermanlar birbirini izliyor, aşiretlere nerede oturacakları gösteriliyor, ama çok geçmeden ortadan yok oldukları görülüyordu. Kalabalık boylara karşı devlet memurlarının bir yaptırım güçleri de yoktu.
   XIII. yüzyılda ikinci bir göç dalgasıyla Anadolu'ya gelen Avşar boylarından bazıları bir süre sonra gene İran'a dönüp geniş bir bölgeye yayılarak Nadir Şahın 1736'da Afşar Hanedanını kurmasına yardımcı oldular.
   Geride kalanları ise yerleşik düzene geçirmek için iki yüz yıla yakın bir süre uğraşan Osmanlıların sonunda bölgeye bir ordu göndermeleri gerekti.
   Özellikle Dadaloğlu'nun obasını da içeren Recepli Avşarları konar göçerlikten vazgeçmemekte en uzun süre direnen Türkmen aşiretiydiler.
   Daha Dadaloğlu doğmadan önce, 1703'te, Toroslar çevresindeki yaylakları ile kışlaklarında sürekli huzursuzluk çıkarttıkları, hırsızlık ettikleri, kervan soydukları için, Suriye'nin Rakka bölgesine sürülmüşlerdi. Öylesine sıcak bir bölgede yaşamaya alışık olmadıklarından çok sıkıntı çektiler, hele bir obadan birkaç kişi de durup dururken ölüverince, toparlandıkları gibi Toroslardaki yaylaklarına geri döndüler.
   Ama çevreyle ilişkilerinde hiçbir şey değişmedi. Eskiden olduğu gibi, gene sürekli yakınılan davranışlar içindeydiler. Toprağa bağlanmış insanların arasında, atları, develeri, koyunları, kara çadırlarıyla oradan oraya konup göçerek yaşamaları ardı arkası kesilmeyen çatışmalar yaratıyordu.
   1712'de bir kez daha Rakka'ya sürüldülerse de, gene kaçıp geri geldiler.
   Fermanlar fermanları izledi, devlet güçleriyle bile savaşmaktan çekinmeyen Recepli Avşarlarının bir bölgeye yerleştirilip konar göçerlikten vazgeçirilmeleri Osmanlıların Güneydoğu Anadolu'daki en önemli sorunlarından biri oldu.
   1785'te Dadaloğlu böylesine bir gerginlik içinde göçebeliği sürdüren bir aşiretin çocuğu olarak dünyaya geldi. Seksen üç yıl süren uzun yaşamı boyunca Osmanlıların başından altı padişah gelip geçti : I. Abdülhamit (1774-1789), III. Selim (1789-1807), IV. Mustafa (1807-1808), II. Mahmut (1808-1839), I. Abdülmecit (1839-1861), Abdülaziz (1861-1876).
   Osmanlı Devleti'nin Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra girdiği gerileme dönemini reformlarla durdurmaya uğraşan, iç çözülmeleri önlemek, güçsüzleşen merkezi yönetime karşı başına buyruk yerel yönetimlerin oluşmasını engellemek için çaba gösteren bütün bu padişahlar, göçebe aşiretlerin belirli bölgelere yerleştirilmelerini, devlete vergi, orduya asker vermek için sayımdan geçirilmelerini sağlamaya çalıştılar.
   Dadaloğlu, Osmanlılardan gelen baskılara yıllarca direnerek göçebeliğini sürdüren, sırasında yayladan yaylaya kaçan, sırasında üstüne gönderilen devlet güçleriyle savaşan aşiretiyle birlikte çok çetin bir yaşam sürdü. Son yıllarının "Ferman padişahın dağlar bizimdir" diye seslenmesine neden olan büyük acısını ise Abdülaziz'in 1865'te kurup geniş yetkilerle donatarak, göçerlik sorununu kökünden çözmek üzere, Derviş Paşa komutasında bölgeye gönderdiği "Fırka-i Islahiye" karşısında tattı.

Göçebe Yaşamı
   Göçebelik kentlerde oturanlara genellikle çok tatlı bir yaşam biçimiymiş gibi görünür :
   Yemyeşil çayırlarda kara çadırlar. Tertemiz, bakımlı hayvanlar, develer, davarlar, koyunlar, kuzular. Arap atlarının üstünde elde silah yiğit delikanlılar. Pınar başlarında, dere boylarında allı yeşilli giyinmiş, türküler söyleyerek gezinen güzel kızlar. Dağlar, tepeler, çamlıklar. Pırıl pırıl, masmavi bir gökyüzü. Ötüşen kuşlar.
   Oysa bu yaşamın yoklukları, çaresizlikleri, hastalıkları ile bambaşka yönleri de bulunduğu bir gerçektir.
   İnsanoğlunun doğayı denetime alma savaşında göçebelik çok ilkel, çok geri bir yöntemdir. Çevre koşullarının gerektirdiği bir çözüm olduğu yüzde yüz, ama edilgen bir çözüm. Havanın durumuna göre yer değiştiriliyor. Geçim hayvancılığa dayandığından otlak aramak için yer değiştiriliyor. En önemlisi de konaklanan toprak pislendiği, salgın hastalıklara yol açabileceği için, sağlık nedeniyle yer değiştiriliyor. Yoksa, gezmek, eğlenmek, güle oynaya dolaşmak, gününü gün etmek için değil.
   Yerleşik ev düzeninin yanında göçebe yaşamının sıkıntıları, yoklukları, eksikleri sayılamayacak kadar çoktur. Bu ilkel yaşam tarzı yüzünden büyük acılar çekilmiştir. Gene de insanoğlunun geleneklerinden, göreneklerinden kopması, alışkanlıklarından vazgeçmesi kolay olmuyor.
   Ayrıca, daha ileri bir yaşam tarzı üstün bir gücün dayatmasıyla benimsetilmek istendiğinde bir özgürlük kısıtlaması niteliğine bürünüyor.
   Baskıcı bir güç karşısında özgür seçimini korumak için sesini yükseltişine yakınlık duyduğumuz Dadaloğlu'nun, vazgeçilmesi gereken ilkel bir yaşam tarzını savunduğunu unutmamak gerekir. İleri bir düzene geçmek için değil, alışmış olduğu geri bir düzenin değişmemesi için savaşım vermişti.

"Dadaloğlu" adlı kitaptan sözlükçeli
bir şiir sayfası örneği :


1

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

El : il, aşiret, halk. Irak : uzak. Kirmani : İran'ın Kirman kentinde yapılan ünlü eğri kılıçlar. Temren : mızrakların ucundaki sivri demir. Ferman : padişah buyruğu. Devlet etmiş fermanı : padişah buyruk vermiş. Kavga kurulur : savaş başlar. Davlumbaz : savaş davulu, büyük davul. Koç : güçlü, sağlam.

Geri Dön