| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Anlatı / BİR AYRILIŞIN ÖYKÜSÜ

   Emine Abla patlıcanları koyduğu tabakla tavayı alıp aralıktan mutfağın içine geçti.
   Arkasından gelen muavine bakmadan,
   “Söyle bakalım, Salih Bey,” dedi. “Ne diyor patron?”
   Salih çekingen bir çocuktu. Kamyonlarda çalışan yırtık şoför muavinlerine hiç benzemiyordu.
   “Hasan Ağabey, git bir bak, nerde kaldı patlıcan kızartması diye yolladı beni, abla.”
   “Başlatma şimdi Hasan Ağabeyine!”
   Salih önüne bakarak belli belirsiz gülümsedi.
   Bıyıkları yeni terlemiş, güzel yüzlü, sağlam yapılı bir delikanlıydı. Utangaçlığı hemen göze çarpıyordu.
   “Üstüne domates sosu yapayım, şimdi getiriyorum.”
   Bir sessizlik oldu.
   Emine Abla onu daha da utandırmak için sesindeki şakacılığı artırdı :
   “Git söyle patronuna, ‘Patlama! Geliyormuş!’ de...”
   Salih’in gitmediğini, yanında dikilip beklediğini görünce, başını kaldırıp bir baktı.
   Uzun kirpikleri, yeşil gözleriyle Salih de ona bakıyordu.
   Kirli yüzünde kalın dudakları kıvır kıvırdı. Bayağı güzel bir çocuktu.
   “Ne o, ne bakıyorsun?”
   “Abla, sana bir şey söyleyeceğim, ama Hasan Ağabey duymasın... Aramızda...”
   “Neymiş o?”
   “Hasan Ağabey çifte kürek yapmak isterse, sen kabul etme sakın, n’olur...”
   Emine Abla işini bırakıp doğruldu.
   “Neymiş o çifte kürek?”
   Salih önüne bakıyordu. Utançtan sesi nerdeyse duyulmaz olmuştu.
   “Hani üçümüz, ben sana, o bana...”
   Emine Abla zaten yanaşmazdı öyle bir şeye, ama bu konuşmalarından çocuğun kendini istemediği anlamını çıkararak bir buruldu.
   “Ne o,” dedi, “beğenemedin mi yoksa beni?”    Salih telaşlandı.
   “Yok, abla, yanlış anlıyorsun...”
   “Ulan o ayının altına yatıyorsun da...”
   Salih telaşından utangaçlığı bırakmış, sesini yükseltmişti.
   “Yok, abla, seninle ilgili değil... Benim bir sevgilim var, nişanlım, söz verdim ona başka hiçbir kadınla yatmayacağım diye de, ondan, abla... Vallahi...”
   Emine Abla’nın öfkesi şaşkınlığa dönüşmüştü.
   “Nişanlın varsa ne dolanıyorsun bu herifle? Git, gecelerini nişanlınla geçir...” dedi.
   “Kamyonda muavinlik ediyorum, abla... Direnecek olsam, atar işten...”
   “Başka yerde çalış, genç adamsın, iş mi yok sana... Sevgilisi olan delikanlıya yakışır mı böyle şeyler!..”
   “Ablacığım, iş bulmak sandığın kadar kolay değil, bulsan da bu parayı alamazsın... Nişanlımın annesi nasıl aç gözlü bir kadın, anlatamam. Ona para götürmedim mi, eve sokmaz, kızı bir dakika bile göstermez bana. Bildiğin gibi değil, ablacığım... Ben nişanlımı görmeden yaşayamam...”
   Emine Abla domates sosunu patlıcanların ortasına koyarken gene kocasına sövdü.
   “Bu hıyar herif de bana çalım satıp duruyor, bir baktı mı gözünün içine, oğlan bir daha ondan ayrılamazmış...”
   Salih de ağzının içinde belli belirsiz sövdü.
   “Abla, benim doğru dürüst bir işim olsa bu rezilliği çeker miyim! Ne ayrılamaması!..”
   “Haydi, sen şu tabağı alıp git içeri, ben de geliyorum arkandan. Yüzünü de sabunla bir yıka, öyle otur sofraya...”
   “Sakın bir şey söyleme Hasan Ağabeye... Ablacığım... Benden bilmesin...”
   Salih elinde patlıcan kızartmasıyla gidince, Emine Abla bir süre mutfağı toparlayıp temizledi, kendi kendine bir şarkı mırıldandı, aralıktaki maltızı külledi...
   Işığı söndürüp eve yönelirken, geceye doğru,
   “Bu da güzel çocuk,” dedi... “Ama Vasili bambaşkaydı...”

(1998)




Geri Dön