| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Anlatı / YAŞADIĞIMIZ

YAŞADIĞIMIZ

Bu kitabı satın al

YAŞADIĞIMIZ
İç İçe öykülerden oluşan roman
Birinci Basım 1951, yeni yazımı, Adam Yayınları, 1998
128 sayfa
YAŞADIĞIMIZ

Arka kapak yazısı :

Bu roman Erenköy ile Suadiye arasında büyük, güzel
bir bahçede, dört yaz gecesini anlatıyor. Kişileri her gün
çevremizde gördüğümüz sıradan insanlar, konusu da
o insanların sıradan yaşamları...
Anlatmak istediği şeyleri, gerçekleri süslemeye gerek
görmeden, olduğu gibi veren yazar, yaşamı çeşitli
görünüşleriyle bir bütün olarak yansıtmak için,
Kitaptaki birbirine bağlı on öykünün iç içe
örülmelerinden roman gibi okunabilen
bir anlatı ortaya çıkmış...

Yaşadığımız’dan parçalar :

HALİL’İN ARKASINDAN

   Halil kapıdan dışarı fırladı...
   Ihlamurun altından geçerken başını ellerinin arasında sıkıp
ağaca yaslandı... Bir zaman öyle durduktan sonra kaşlarını ovuşturarak
doğruldu, yavaş yavaş bahçe kapısına doğru yürüdü...
   “Senin yanında anlatamam... Ben kendime göre düşünürüm, sen kendine göre...”    Bülent’ten böyle bir söz beklemiyordu...
   Oysa o işi şakaya vuracaktı...
   “Git!” demişti açık açık...
   Olduğu yere yığılacak gibi olmuş, içinde sanki bir şeyler ezilmişti...
   Bülent'in söylediklerini bütünüyle anımsamıyordu...
   “Öyleyse konuşun, ben giderim,” diyerek dışarı fırlamıştı...

   Gözlerini sildi, çevresine bakındı... Böylesine dayanıksız olmaktan utanıyordu... Aşırı bir duyarlık içindeydi...
   Çamlığa doğru yürüdü...
   Biraz durulmuştu. Elindeki kuru bir dal parçasını yanından geçtiği ağaçlara sürtüyordu.
   Çamlığa gelince Adnan Beyin şezlonguna oturdu. Ellerini başının üstünde kenetledi, ayaklarını karşısındaki bankoya uzattı, şöyle bir gerindi... Şezlong çıtırdadı...
   “Kırık mı yoksa!” diye düşündü...
   Ağırlığını vererek bir yaylandı... Çıtırdıyordu...
   “Adamın şezlongunu kırmışlar,” diyerek kalktı. Mavi çamın yanından geçip lavanta çiçeklerinin olduğu yere geldi.
   Deniz kıyısında Hocanımların lambası yanıyordu...
   Adnan Beylerde de ışık vardı.
   “Bu gece herkes kendi âleminde,” diye düşündü.
   Karanlıkta ağır ağır sallanan üç serviye baktı...
   İncirlerin yanındaki fıstık çamının altına gelince durdu, sırtını ağaca dayadı... Gece bahçe ne kadar güzeldi!.. Karanlıkta ağaçlar birleşiyor, iç içe geçmiş gibi görünüyorlardı...
   “Renkleri seçilmediği zaman apayrı güzelliği olan bir resim,” dedi...
    Bülent’i, az önce olanları düşünmemeye çalışıyordu. Gene de kafasındaydı hepsi...
   Sırtüstü toprağa uzandı, ellerini başının altında kenetledi...
   Yıldızlar pırıl pırıl yanıp sönüyorlardı... Doğru dürüst tanımıyordu onları...
   Kutup yıldızını aradı...
   Kepçenin bir ucunda mı ne derlerdi...
   Büyük ayı, küçük ayı...
   Kepçeye benzeyenini buldu. Öbürü biraz karışıktı. Onu ararken sağda bir kepçe daha gördü.
   Bu konuda çok bilgisizdi. Hiç ilgilenmemişti yıldızlarla.
   “Ne garip bir yaratık insanoğlu,” diye düşündü. “Yaşadığı çemberin içinde dönenip duruyor...”
   Arkasından doğru bir ayak sesi geldi. Yattığı yerde soluna dönerek karanlığa baktı. Selamlığın yanından gelip taflanlı yola sapan Bülent beş altı metre ilersinden geçti...
   Halil dişlerinin arasındaki saman çöpünü çiğnedi...
   Aslında çok iyi bir çocuktu Bülent, kimseyi kırmak istemez, arkadan konuşmazdı. Ama son günlerde bir şeyler olmuştu.
   Bir nedeni vardı mutlaka.
   Daha fazla düşünmemeye karar verdi. Düşünmenin bir yararı yoktu.
   Kapıdan dışarı fırlarken artık Bülent’le aralarında eskisi kadar güçlü bir arkadaşlık bağı kalmadığını anlamıştı. Bundan sonra onun karşısında öyle hiçbir tedirginlik duymadan konuşamaz, gözlerinin içine güvenle bakamazdı...
   “Saman Yolu ne kadar güzel!” dedi.
   Başka şeyler düşünmek istiyordu. Ağzındaki çöpü tükürdü, ayaklarını birbirinin üstüne koydu, parmaklarını saçlarına geçirdi. Gökyüzüne baktı.
   Solda yıldızların en büyüğü, en donuğu titrek titrek ışıldıyordu.
   “Şu anda, şu yıldıza kim bilir kimler bakıyor!..” dedi. “Türkiye’nin dört bir yanında, dünyada kim bilir kimler!..”

   Geçmiş günlerini düşündü... Ne zaman günlük yaşamın baskılarından kurtulmak istese, geçmiş günlerini düşünürdü... Mersin’i... Çocukluğunu...
   Yaşamının en kötü dönemi Mersin’de geçmişti...
   Vücudu toprağın sıcaklığıyla ürperdi...
   Kümeleşerek uzayıp giden ağaçların karanlığına karşı gökyüzü yıldız rengindeydi...


(ss. 59-61)


Devamı