| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi / DADALOĞLU

DADALOĞLU

Bu kitabı satın al

DADALOĞLU

Yapı Kredi, 2002
150 sayfa

Kitabın başındaki yazıdan bölümler :

   Dadaloğlu XVIII. yüzyılın sonlarına doğru doğmuş, XIX. yüzyılın ikinci yarısında ölmüş. Çok eskilerde yaşamış bir ozan değil. Gene de yazılı kaynaklarda yaşamı üstüne bilgi olmadığı gibi, şiirleri de döneminin cönklerinde yer almıyor. Obasıyla birlikte konar göçer bir yaşam sürerken, sazının eşliğinde söylediği türküler, anlattığı öyküler, günümüze ağızdan ağıza geçerek ulaşmış.
   Aslında Dadaloğlu'nun okur yazar olup olmadığını da bilmiyoruz. Onunla ilgili bütün bilgilerimiz söylentilere dayanıyor. Araştırmacıların bu söylentilerin en akla yakın olanlarını saptayıp görüş birliğine varmalarıyla üstünde aşağı yukarı uzlaşılan bir yaşamöyküsü ortaya çıkmış. Bugün Dadaloğlu'nun şiirlerini içeren bütün kitapların başında kaynağı söylentiler olan bu yaşamöyküsü yer alıyor.
   Bu arada doğal olarak halkımızın Dadaloğlu'na yakıştırdığı destansı bir yaşamöyküsü de var. Sözlü gelenek bunu da günümüze ulaştırmış. 1973'te Dadaloğlu adlı bir kitap yayımlayan Oya Adalı altmış sayfa tutan anlatısının sonunda şöyle diyor :
   "Bulgar dağı, Kozan dağı, Aladağ, Binboğa, Gâvur dağı, Çukurova böyle anlattılar Dadaloğlu'nun öyküsünü bana. Duydum yüreğimde sevincini, acısını, ben de sizlere ilettim..."
   Oya Adalı'nın beş bölümde aktardığı bu güzel söylence şiirlerle örülü, halk kaynaklarından beslenen dili, biçemiyle tadına doyulmaz bir anlatı.
   Osmanlı Devleti'nde halkbilim araştırmaları yapılmadığı için Dadaloğlu'yla ilgili kitaplar Cumhuriyet'ten sonra yayımlanmaya başlamış.
   Bu kitaplarda ozanın doğum tarihi önceleri 1765, 1790-1791 olarak anılıyorsa da, giderek 1785 yılında görüş birliğine varıldığı görülüyor. Ölüm tarihi de bir ara 1865 olarak verilirken, sonradan 1868 olarak belirlenmiş.
   Demek ki Dadaloğlu'nun 1785 ile 1868 arasında 83 yıl yaşadığı sanılıyor. Şiirlerinde anılan yer adlarına bakılırsa, bu oldukça uzun yaşam, Güney Anadolu'da, Toroslar çevresinde geçmiş. Çukurova, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Niğde, Kayseri, Kırşehir derken, Sivas'a kadar uzanmış.
   Babası Âşık Musa da bir halk ozanıymış. Ailesi "Dadalı" diye anılırmış.
   Annesi ise Veli'yi doğururken ölmüş.
   Sözlü gelenekte Dadaloğlu'nun adının Ali ya da Mustafa olduğunu söyleyenler de var, ama Veli olduğunu söyleyenler çoğunlukta.
   Şiirlerinde genellikle "Dadaloğlu", arada bir de "Dadal" mahlasını kullanıyor.
   Belli bir yere yerleşip göçebelikten vazgeçmeye iki yüzyıla yakın bir süre direnen Recepli Avşarlarından olduğu için, obasıyla birlikte Toroslar çevresinde dolanıp durmuş. Gerek aşiretler arasında, gerek göçebelerle toprağa bağlı köylüler arasında pek çok kavgaya, çatışmaya karışmış.
   Sonunda ferman dinlemeyen konar göçerleri "iskân"a, yani toprağa bağlayıp ev bark sahibi etmeye gelen Osmanlı ordusunu karşısında bulmuş.
   Türkülerinde ağırlıklı olarak bu yaşadığı olayları, obasına yapılan baskılara topluca direnişlerini, alışık oldukları yaşam biçiminin dışına itilmekle çektikleri acıları yansıtır. Duygularını ortaya vururken, öfkesini, kinini, öç alma isteğini de sergiler. Direnme, karşı koyma, boyun eğmeme hırsı, gerçi onu Köroğlu geleneği çerçevesinde devlete başkaldıran bir ozan gibi gösterir, ama günümüze ulaşan şiirleri dikkatle okunursa, bunlarda ölçüsü kaçmış bir kana susamışlık, denizleri cesetlerle doldurma özlemi filan bulunmadığı görülür.
   Dadaloğlu çatışmaları, savaşları yakından izleyen, ama zorunlu kalmadıkça sazını bırakıp tüfeğine sarılmayan bir halk ozanıdır. Bu yönüyle Köroğlu'na pek benzemez.
   Bazı araştırmacılara göre, babası Âşık Musa oğlunun okur yazar olmasını istemiş, yaylaya gelen imamlardan ders almasını sağlamıştı. Bir ara imamlık da yaptığı söylenen Dadaloğlu, oba beyinin yanından ayırmadığı yazmanı, kavga günlerinde savaşa gireceklere moral veren destancısı olmuştu. Aşiretler arası çatışmalarda, ya da Osmanlılarla çatışmalarda, hep savaş alanındaysa da, savaşın içinde değildi. Avşarlar onu da tıpkı beylerini korudukları gibi korumuşlar, savaşın dışında tutmaya özen göstermişlerdi.
   Bu görüşü savunanlar Köroğlu'nun yiğitlik türkülerini "ben" diye söylemesine karşılık, Dadaloğlu'nun hep "biz" dediğini belirtirler.
Devamı